Translate

4 Ocak 2013 Cuma

Çığlık..

Bir çığlık duyuyorum.. Öylesine bir haykırış ki duyduğum.. Hayatım boyunca işittiğim tüm sesler dönüp arkasına bakıyor “bu ben değilim” edasıyla.. En acılı annelerin feryatları birbirlerini süzüyorlar kısık gözlerle.. Kendini mecnun sanan bir zavallının leylasını haykırışında ıkına sıkıla çıkardığı ses varlığından utanıyor.. “Ne zavallıymışım..” diyor..

Öyle bir yankılanıyor ki, bilinen tüm yönlerden geliyor artık o çığlık..
Gözlerimin kapalı olduğunu farkediyorum bir an.. Açmak ve etrafıma bakmak istiyorum “o çığlığın kaynağını bulabilir miyim?” sorusunun verdiği sonsuz güçle.. Acıyor biraz.. Ancak kirpiklerimin arasından buğulu bir karanlık beliriyor.. Kirpiklerim parmaklıklar.. Açmaya çalışırken çektiğim acı gardiyan.. Gözlerimse bir mahkum gibi.. Peki diyorum bu gözlerin mahkumiyeti neden?

Gardiyan sesleniyor.. Sen! Acı çekmekten zevk mi alıyorsun?
Şu gardiyandan bir kurtulsam.. Serbest kalsa gözlerim.. Ne ki benim istediğim.. Ben kimim? Nerdeyim? Uyuşmuş bir bedende, hapsolmuş yatıyorum bir yerde.. Tek bir amacım var.. O eşsiz, benzersiz çığlığın kaynağı..

Gardiyanla boğuşmaya başlıyorum nedenini bile bilmediğim merak dolu bir sebebiyetle.. Başarıyorum! Açıyorum gözlerimi.. Neyi başardığımı bile bilmeden etrafıma bakıyorum.. Nerdeyim? Uyuşmuş bir bedende, hapsolmuş yatıyorum.. Hiçbir şey göremiyorum “siyah”tan başka.. Ürpertici bir karanlığın tam ortasında ışık arıyorum “Yalvarırım!” diyorum “Bir ışık belirsin.. Çığlığın yankılanması bitmeden!” Kime yalvardığımı düşünürken bir gıcırtı duyuyorum.. Hemen sesin geldiği o tek yöne odaklanıyor gözlerim, bir aralık, bir ışık.. Gözlerimin yanmasıyla anlıyorum onun aydınlığa açılan bir kapı olduğunu.. Kalkmam gerek.. Ne pahasına olursa olsun o kaynağı bulmam gerek.. Daha önemli ne var ki?

Uyuşmuş bedenimle mücadelem başlıyor.. Düşüncelerim dudaklarımı yırtarak kurtulmaya çalışıyor ilk kez.. “Ötesi yok..”

Uyuşmuş bedenim cevap vermeye başlıyor sızlayarak.. Yankı giderek azalıyor.. Azaldıkça korkuyorum.. Yataktan çıkıp ayağa kalkmamla, kapıya ulaşmam arasında geçen zaman “uğruna” kavramının mahiyetini gözler önüne seriyor.. “Neyin uğruna?” sorusunun hangi karanlık, dipsiz kuyuda gizli olduğunu bile bilmeden..

Kapıdan çıkıyorum.. Bir çocuğun anlamsız bakışlarına takılıyor gözlerim.. Biraz sonra elini sıkıca tuttuğu annesinin gözlerindeki yaşı görüyorum.. İçimi bir ürperti kaplıyor.. Başımı çeviriyorum hemen.. Ne yöne baksam yaş dolu gözler görüyorum.. İster istemez kaçırıyorum gözlerimi..

Bir ses.. “Doktor!” Doktor.. Dok-tor..

Hastanedeyim.. Neden? Ne zamandan beri? Neden yanımda kimse yok? Bilmiyorum.. Yankı artık iyice azaldı.. İnsanların bağrışları arasında kayboluyor.. “Susun.. Yalvarırım susun!..” Merdivenleri görüyorum.. Yavaş yavaş açılıyor bacaklarım.. Hızlı adımlarla merdivenleri çıkmaya başlıyorum.. Yaklaştığımı hissediyorum.. İki kat yukarıda sesin yakından geldiğini anlıyorum.. Artık gelmiyor.. Sorun değil.. Tek tek bakarım tüm odalara..

İlk odadan başlıyorum.. Genç bir çocuk yatakta.. Ailesi var başında.. Birşeyler konuşuyorlar fısıltıyla..
Yan odaya geçiyorum.. Oda boş.. Bir kız yatıyor bu kez.. Yaklaşıyorum.. Yüzüne bakıyorum.. Dalıp gidiyorum.. O çığlık.. Bu odadan gelmiş olamaz.. “Uğruna! Yan odaya geç!..”
Gözlerimi alamıyorum.. O hareketsiz, kapalı bir çift gözün açılmasını dilercesine yaklaşıyorum daha da..

Çığlık!..

Aman Allah’ım! Bir kez daha yankılanıyor aynı çığlık.. Uyuşmuş bedenimdeki her bir zerre sızlıyor.. Tüylerim diken diken oluyor.. O çığlığın kaynağı bu masum beden olamaz diyorum.. Hayır! Uyuyor.. Dudakları kımıldamadı.. Sanki cansız bir beden var önümde.. Nasıl olabilir?
Yanıbaşına oturuyorum.. Gözlerimi hiç kırpmadığımı farkediyorum.. Bir an bile gözlerimin önünden gitmesin istiyorum bu gördüğüm en güzel yüz..

Birileri geliyor odaya.. Beyaz önlükleri var.. İkisi de doktor anlaşılan..
“Herhangi bir değişiklik yok..” diyip çıkıyorlar odadan..
Nesi var? Ne yaşamış kim bilir.. Keşke bilseydim.. Keşke tanısaydım.. Keşke yardım edebilseydim..
Allah’ım diyorum nolur gözlerini açsa.. Ben ilk kez onun gözlerine bakarken o da benim ona nasıl baktığımı görse.. Nasıl değerli..

Günlerce yanıbaşında bekledim.. Açar belki gözlerini diye.. Birgün fısıldamaya başladı.. Dudakları hiç kımıldamadan.. “Gel ve sarıl..” “Ben az sevmeyi bilmem..” “Üzülürsem giderim..”
Hayaller kurmaya başladım.. Gözlerini açtığı gün yaşanmak üzere.. Bende kapadım gözlerimi.. Rüya, hayal, gerçek.. Bilmiyorum.. Yaşamaya başladım onunla.. Ona nasıl hitap edeceğimi bile bilmezken, tutulduğumu hissettim.. Kusur aradım önce.. Bulamadım.. Kusursuzdu.. Onun için kullanabileceğim tek bir sıfat vardı.. “Melek..”

Düşledim.. Fısıltılarından esinlenerek.. Düşledikçe yaşadım.. Yaşadıkça heyecanlandım.. Duygulandım.. Fakat hiç anlam veremediğim bir şey vardı fısıltılarında.. İlk başlarda önemsemedim.. Ancak zamanla, fısıltılar, eskisi gibi güzel hayaller kurmamı engellemeye başladı.. Çözemedim bir türlü.. Hani insanın aklı bir kez karışırsa bir daha asla eskisi gibi saf bakamaz ya.. Hani beyaz bir elbisenin üzerine zerre kadar bir siyah leke geldiğinde, temizlemeye, silmeye çalıştıkça daha da yayılır ya.. Allah’ım dedim.. Nolur bu bir hata olsun.. Bu bir aldanma olsun.. Fakat siyah lekeler ardı sıra öyle bir başladı ki çoğalmaya..

“Gözlerimi açmak istiyorum!.. Yeter!..”

Yapamıyorum.. Açamıyorum gözlerimi.. Ne kadar zorladıysam kendimi, hep o acı dolu bakışlarla “Sen! Acı çekmekten zevk alıyorsun! Bunu kendin istedin” diyen gardiyanı buldum karşımda..

“Peki..” dedim.. Hiçbir güzellik yoktur ki hakettiği emeği vermeden sahip olasın.. Göz yummak.. Değer uğruna acıyı göze almak.. Ne denli yanlış olsa da, birgün tüm bu acılardan kurtulduğumda gerçek mutluluğa ve huzura kavuşabileceksem eğer.. Buna değer..

Hiç soğumadım.. Hiç düşünmedim Meleğimin hata yapabileceğini..
Zaman.. O kadar değerli ki.. İnsanoğlunun her “keşke” deyişinde bir kere daha gün yüzüne çıkar “Zamanın asla geri alınamaz” özelliği..
Sayılı birkaç gün dışında hergünün sorun dolu olması..

Oysa ‘Uğruna’ydı.. O karanlık odadan kurtulma mücadelesinin.. Huzurun çığlığı’na ulaşma telaşının.. Bir anlamı vardı..

Ve birgün O çığlığın aslında huzura davet eden bir melekten gelmediğinin anlaşılması.. Acılar içinde kıvranan başka bir zavallının akıl almaz haykırışını sanki bir meleğin davetiymiş gibi gösterme çabasının ortaya çıkışı..

“Gardiyan! Senin beni durdurabilecek bir acın yok!”

Gözlerimi açtım.. Kalktım yanıbaşından.. Arkama bile bakmadan çıktım o karanlıktan daha karanlık odadan.. Merdivenlerden yuvarlana yuvarlana indim.. Koridor başından sonuna kadar kahkahalar atan insanlarla doluydu..

“Susun.. Yalvarırım susun..”

Başka başka çığlıklar.. O karanlık oda nasıl da güvenli geliyor şimdi bana.. Odanın kapısını kapatmamla bedenimin uyuşması.. Yatağa uzanabilsem.. Allah’ım bu nasıl bir acı..
Yavaşça uzandım şimdi yatağıma.. Sorular kemiriyor beynimi.. Ben kimim? Neden burdayım? Bu yaşadıklarım neler? Düşünmek istemiyorum!

Yeter! Yeter!! Yeter!!!..

Yalvarırım.. Uyumak istiyorum tekrar.. Doktor! Uyuştur beni.. Artık dayanamıyorum.. Neden kimse gelmiyor? Neden benim odam karanlık? Neden benim hiç kimsem yok?
Gözlerim.. Artık sızlamıyor.. Artık kurudular.. Çok şükür.. Yalnızlık..
Doyasıya yalnızım şimdi.. Keşke yeniden dalıp gidebilsem.. Neden çıkaramıyorum aklımdan..
Dalıyorum sonunda..

Bir fısıltı.. Bir fısıltı duyuyorum bu kez.. Öyle hoş geliyor ki kulağa.. Hiç kimse böyle uyandırmamıştı beni daha önce.. Bir sevgilinin sevdiceğini uyandırması gibi.. En gizli sır bile nefretle bakıyor bu ses nereden geliyor diye..

Anlayamıyorum.. O kadar uzun zaman olmuş ki kimsenin sesini duymayalı..
“Ali..” “Ali.. Nasılsın?”.. Allah’ım.. Bu ses kimin.. Bu huzur veren ses kimin.. Tanıdık geliyor.. Gözlerimi açmak istiyorum hemen.. “Hey! Artık sana engel olmayacağım.. Sen acı çekmekten hoşlanıyorsun!” diyor gardiyan.. “Hadi git! Durma koş! Daha büyük acılara koş!..”
Korkuyorum bu kez.. Önceki kadar cesur değilim.. Gücüm yok..
“Ali.. Beni affet..”

Allah’ım, bugüne dek senden tek bir şey istedim.. Fakat bu denli acı çekeceğimi hiç düşünmemiştim.. N’olur bana güç ver..

Açıyorum gözlerimi.. Bu kez acımıyor.. Vücudum çok daha iyi durumda.. Kapıyı açıyorum.. Yaşlı bir kadın ağlıyor.. Birkaç genç sırıtıyor.. Başımı önüme eğiyorum ve koşar adımlarla çıkıyorum merdivenleri.. Odanın önüne geliyorum.. Kapıyı açmamla bir rüzgar esiyor.. Rüzgar fısıltı yüklü.. Duymaya, anlamaya çalışıyorum.. Mümkün değil..
Yanıbaşındayım yine.. Yine o masum güzellik.. Bakıyorum doyasıya.. Yine açmayacak gözlerini biliyorum.. Keşke açsa.. Açmayacak.. Biliyorum..
Yine benim kapatmam gerek gözlerimi.. Korkuyorum.. Yavaş yavaş kısıyorum gözlerimi.. İşte yine karşımdasın..

Ellerini uzatıyor bana.. “Hadi gel.. Gel ve sarıl.. Bak.. Artık bir şey yok..”

Evet bembeyaz yine.. Hiç leke yok.. Şükürler olsun diyorum.. Peki ne yaptın onca zaman?
“Arındım..” diyor.. İnanıyorum.. Yüzüm gülüyor yine..

Odada fısıltılar dolaşıyor, rüzgarın sesini duyabiliyorum.. Bu fısıltılar ne diye soruyorum..
“Merak etme” diyor.. Bu kez farklı.. Bu kez en temiz halimle karşındayım diyor.. İnanıyorum.. İnanmak istiyorum.. Bir zaman sonra fısıltılar çoğalıyor.. Kapının ardından kahkahalar ve bağrışlar geliyor.. Ağlayan adamlar.. Yine huzursuzluk içine çekiyor beni.. Tutunmak istiyorum sıkıca.. Olmuyor..
Neden? Bu kez farklı olacaktı.. Neden?

Gözlerimi açmak istiyorum.. “Hayır!” diyor.. Yapma.. Bu kez güven..
Peki.. Güveniyorum.. Güvenmek istiyorum..
O ne? O nedir?...
Yaklaşıyorum.. Daha yakından görmek istiyorum bembeyazın üzerindeki o küçücük siyah lekeyi..
“Hayır!” diyor.. “Bakma lütfen.. Bu kez yapma..”

O küçücük siyah leke nasıl da bozuyor o bembeyazın görkemini..
“Hani?” diyorum.. Bu kez…

Gözlerim yanıyor.. Açmak istiyorum.. Tüm lekelerinden kurtul ve bembeyaz elbisenle gel yanıma.. demiştim.. Gelemedin.. İnandım ve yine ben geldim.. Neden?
“Bu kez farklı.. Yemin ederim..”

Kendi elleriyle çıkarmaya çalıştı tekrar.. Razıydım.. Herşeye rağmen razıydım.. Bu kez gözlerimi açıp gitmeyecektim.. Çünkü o da istiyordu.. Peki dedim.. Yeter ki sen ol..
Fakat olmadı.. Silmeyi unuttuğu lekeler.. Sildiği, fakat yok edemediği lekeler..
O bir melekti.. Öyle kalmalıydı gözümde..

Fısıltılar, “Hayır! O melek değil!”
Bu fısıltılar ne? Anlat ne olur..
“Anlatılacak bir şey yok!”
Anlatılacak bir şey yok mu? Keşke olsaydı.. Keşke..

“Sen melek değilsin!” Bunu söylemek ne zor.. Bunu söylemek ne acı..
“Melek değil miyim? Aç gözlerini ve defol git!”

O karanlığa geri dönmek istemiyorum.. Daha önce bunu yaşadım.. Biliyorum.. Aynı şeyi tekrar yapamam.. Tekrar yaşayamam.. Bu kez geri dönüş yok.. Benim meleğim ol.. Birlikte başedelim tüm o lekeleri sıçratanlarla.. Son kez.. Lütfen..

“Hayır! İstemiyorum.. İnanmıyorum artık..”

Peki.. Takatim yok ki.. Gücüm yok ki gözlerimi açmaya.. Gözlerimi açsam dahi.. O kapıdan çıkıp, merdivenlerden inip o koridoru geçemem.. Fakat madem istemiyorsun.. Peki..

Gözlerimi açıyorum kanaya kanaya.. Sen açamıyorsun biliyorum.. Hiçbir zaman da açamayacaksın.. Açmanı çok isterdim.. Birgün gözlerini açıp, önce nerede olduğunu bile bilmeden, bu karanlıktan daha karanlık olan odanda, benim çığlığımı duyup, uyuşmuş bedeninle mücadele ederek, ama bembeyaz elbisenle değil, çırılçıplak yanıma gelmeni isterdim..

Gözlerimi açtım.. Artık fısıltı yok odada.. Ne yapmalı? Nasıl etmeli? Bu odaya geri dönüş yolunu nasıl engellemeli…

Meleğim.. Makineye bağlı en büyük mücadelesiyle başbaşa.. Başarabilir mi? Belki evet.. Hayata geri dönse.. Mutlu olabilir mi? Hiç sanmıyorum..

Hiç kimsenin duymadığı çığlığını senden onca uzaktayken duyup, kendi yaşam mücadelemi bırakıp yanıbaşına gelip seninle hayaller kurdum.. Gözlerini aç ve gözlerini ilk açtığın vakit yanıbaşında beni gör istedim.. Aylarca yanıbaşında oturup, senin fısıltıların eşliğinde hayaller kurdum..

Bunu söylemek her ne kadar acı olsa da seni ne benimle, ne de bir başkasıyla mutlu bir gelecek beklemiyor.. Çünkü buna sen müsaade etmiyorsun.. Edemezsin de.. Yaşadıkların.. Kaldırabileceğinden daha ağır..

Dışarısı bir dolu insan istifi, kendi alanının dikenli telleriyle kanaya, kanata; şahitsiz bir enkâza ‘sadece bir ihtimal’sin..

Hiç yorum yok: